| UETD | 01.03.2010 - : |
BASIN AÇIKLAMASI
Türk Siyasetini Yapıcı Bir Siyasi Üslup ve Dil Kullanmaya Davet Ediyoruz !
Türkiye´de medya, devlet kurumları, siyasetçiler ve toplumun kanaat önderleri
arasındaki tartısmalarda siyasi üslubun giderek sert, dıslayıcı ve kırıcı merkezdeolduğunu üzülerek gözlemlemekteyiz.
Bu tarz-ı siyaset demokrasi kültürümüzde manevi bir buhran olusturmaktadır. Dıs siyasette dünya ile bütünlesen, iç sorunlarına
çözüm üreten ve giderek iktisadi kalkınmada istikrar yaklayan ülkemizin geleceğinde
bu dilin siyasi sorunların çözülmesinde yapıcı olmadığı düsüncesindeyiz.
E
lbette her siyasi algılayısın kendine ait söylemi ile olguları anlaması, yönlendirmesi
ve sınıflaması doğaldır. Demokratik siyaset; bir çok unsurdan olusan toplumun
çesitli sorunlarının ortak paydada çözümüne yönelik faaliyetlerdir. Sadece kendi
dünya görüsünün hakimiyettinin kurulması olarak algılanamaz, bu toplumun
bütününe yönelik olmalıdır. Dolayısı ile siyaset için gerekli görülen program, strateji
ve taktikler kismî unsurlara indirgenemez. Demokratik siyaset olusturmanın ayırıcı
özelliği, herkesin mutlu olacağı ideale doğru bütünlük siyaseti; yani mutabakatı
gözetmektir.
Ne var ki, mevcut siyasi durumda kaliteli ve kapsayıcı siyasi dili insa etmekte
beceriksizlik sergilenilmektedir. Siyasi hayatımızda tarihi kökleri olan; ölçüsüz ve
diğerini hakir gören, özelestiri fakiri siyasi dil neticesinde fiili entrikalarla dolu siyasi
pratikler söz konusu olmustur. Bu söylemler altında yatan neden; mutabakat esaslı
köklü bir siyasi geleneğin insa edilmemesidir.
Sadece toplumun bütün kesimlerine ve toplumsal mutabakata yönelmis kapsayıcı ve
yapıcı bir dil sayesinde ortak paydalar tesis edilebilir. Siyasetçi, dilin bir milleti
birbirine bağlayan güçlü bağ olduğunu bilmeli, dili aracılığıyla toplumsal mutabakatın
gelismesine katkı sağlamalıdır. Siyaseti sekillendiren aktörler kendi içine kapalı
olmamalı, hayatını ve fikirlerini sadece oraya endeksli olusturmamalıdır. Onlar
kullandıkları dili olumsuz ve daraltıcı, kendi anlayısına indirgemeci ve ayrıstırma
öğesi olarak değil, kaynastırma öğesi olarak kullanmalıdır.
Ülkemizde sağlıklı, mantıklı bir siyasi dil gelistiremezsek ciddi bir kayıpla karsı
karsıya kalacağımız asikardır.
Tartısan toplumsal kesimleri, söylenenler ısığında
kendi konum, islev ve sınırlarını yeniden gözden geçirdiği yeni bir üslup gelistirmeye
davet ediyoruz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Avrupalı Türk Demokratlar Birliği
|
| |
| Bilgilendirme | 17.12.2009 - 15:00 |
Almanya´da 2010´da yeni yasalar yürürlüğe girecek
Almanya'da önümüzdeki yılın başından yürürlüğe girecek yeni yasalar, hem aile bütçesini rahatlatacak hem bir takım kolaylıkları da beraberinde getirecek. Örneğin çocuk parası 1 Ocak 2010'dan itibaren çocuk başına 20 Euro artarak 184 Euro'ya çıkacak.
ALMANYA'da 1 Ocak 2010 tarihinden itibaren yürürlüğe girecek yeni yasalarla, vergi uygulamalarından çocuk parasına kadar bir çok alanda bir dizi yenilikleri de beraberinde getirecek. Özellikle vergi uygulamalarına ilişkin yapılacak değişikliklerle evliler farklı vergi sınıfı seçerek çeşitli vergi muafiyetlerinden yararlanabilecekler.
Çocuk parasında da çocuk başına 20 Euro'luk zam da yeni yıldan itibaren yürürlüğe girecek. Önümüzdeki yıl günlük hayatımızı kolaylaştıracak ve bütçemizi rahatlatacak yeni uygulamalar özetle şunlar:
VERGİLER: Gelecek yıl, vergiye tabi gelir vergisi miktarı 8004 Euro'ya çıkarılıyor. Evlilerde ise sınır 16 bin 9 Euro olarak belirlendi. Çocuklarla bağlantılı olan vergi muafiyeti de artırılacak. Yani, vergi mükellefleri daha fazla kazanmaları halinde çocuk parası haklarını kaybetmeyecekler.
VERGİ SINIFLARI: Evli çiftler gelecek yıl daha farklı bir vergi sınıfı kombinasyonu seçebilecekler. Çiftler şimdiye kadar vergi sınıflarını 3/5 ya da 4/4 olarak belirleyebiliyorlardı. Bundan böyle "4 plus Faktor" seçeneği de sunulacak. Bu da şu anlama geliyor: Çiftlerden birinin yararlandığı vergi muafiyetinden diğer çift de yararlanabilecek. Vergi sınıfı değişikliği için maliyeye başvurmak yeterli.
SİGORTA AİDATLARI: Hastalık ve bakım sigortası primleri 2010'dan itibaren tamamen vergiden muaf tutulacak.
MALİYET BEDELİ VERGİSİ (ABGELTUNGSTEUER): 2009 başında uygulaya konulan bu vergi, ilk kez gelecek yılda verilecek vergi beyannamelerinde yer alacak.
ÇOCUK PARASI: Federal hükümet 2010 yılının başından itibaren çocuk parasını artırmayı planlıyor. Buna göre çocuk başına 20 Euro'luk bir artış olacak ve ilk iki çocuk başına ayda 184 Euro ödenecek. Üçüncü çocuk için ise ailelere 190 Euro verilecek. Dördüncü ve daha fazla çocuk için de ayda 215 Euro öngörülüyor. Çocuk parası yerine de geçerli olabilen çocuk muafiyet bedeli ise 6 bin 24 Euro'dan 7 bin 8 Euro'ya çıkarılacak. Ancak bu rakamlar hükümet tarafından henüz resmen açıklanmadı.
MİRAS: 1 Ocak'tan itibaren miras hukukunda yapılan değişiklik yürürlüğe girecek. Getirdiği kolaylık, miras bırakan kişiye daha fazla esneklik getirmesi. Kişinin doğrudan mirasçıları olarak eşi ve çocukları kabul edilecek. Gelecekte anne ve babasına daha fazla bakan evlatlar mirasdan daha büyük pay alabilecekler.
YATIRIMLAR: Gelecek yıldan itibaren yapılan tüm yatırım danışmanlıkları için protokol tutulması zorunlu hale getiriliyor. Danışmanlık hizmetinin gereği, içeriği, süresi, tavsiyle edilen tahvil ve senetler, müşterinin durumu ve istekleri protokole yazılacak. Böylece yatırımcıların lanıltılması ya da yanlış yönlendirilmesinin önüne geçilecek.
ELEKTRİK: 2010'dan itibaren yapılan tüm binalarda yeni tip "Akıllı elektrik sayaçları" zorunlu hale getiriliyor.Bu tür sayaçlar ne zaman ne kadar elektrik enerjisinin kullanıldığını da ölçüyor. Böylece tüketici, nerelerden tasarruf edebileceği konusunda da bilgi sahibi oluyor. Ayrıca yıllık rutin sayaç okumaları da ortadan kalkmış oluyor. Ayrıca yıl başından itibaren elekriğe zam da geliyor.
DUMAN ALARMI: Schleswig-Holstein ve Hamburg eyaletlerinde tüm binaların, yangını erken haber veren duman alarmlarıyla donatılması için tanınan süre 2010'da doluyor. Gelecek yıl içinde tüm binalyarın gerekli tertibatı kurmaları gerekecek. Diğer eyaletlerde ise bu yöndeki yasa halen yüülükte. Bremen, Hessen ve Rheinland-Pfalz eyaletleri daha uzun bir geçiş süresi tanıdılar. Bu konuda ayrıntılı bilgi www.rauchmelder-lebensretter.de adlı internet sitesinden alınabilir.
|
| |
| Hatice Kursun | 16.12.2009 - 17:00 |
Yıkıyor Gurbet
Bana, yâr olmadı gurbet elleri
Adamın canına okuyor gurbet
Sıladan gel eder, yârin elleri
Yoksulluk boynumu büküyor, gurbet
Bilmem, ne yapayım muhannet seni
Şu gurbete mecbur eyledin beni
Postacı bir mektup getirdi yeni
Yârim, gözyaşları döküyor, gurbet
Bahçemizde çiçek açtı bademler
Kızımız büyüdü, çayını demler
Satırlarda tomar tomar sitemler;
Gelip, boğazımı tıkıyor, gurbet
Göğsüme sapladın zehirli oku
Yaram çok derindir, tutmuyor yakı
Burada öğrendim karayı, akı
Duyguları renk renk dokuyor gurbet
Yerini bulmuyor attığım adım
Günden güne arttı derdim, feryadım
Ben, sana bir türlü alışamadım
Kalbimi yerinden söküyor gurbet
Vatanımdan uzak kaldığım zaman
Gözlerime çöktü bir kara duman
Ölürsem, naşımı burada koyman
İnsanı, temelden yıkıyor gurbet
|
| |
| ALİ RIZA ALTINSOY | 05.12.2009 - 16:11 |
aa...Nerede Benim Köyüm
Ne gül kalmış nede bülbül
Bağlarımı beton sarmış
Yamuk giden tozlu yollar
Baktım her yer asfalt olmuş
Yüksek saçaklarda kuşlar
Azalmış birkaç kalmışlar
Tek katlı bahçeli evler
Hepsi apartman olmuşlar
Hani nerde benim köyüm
Nerde çeşmem akan suyum
Bakkal amcam Yusuf dayım
Hepsi şehirli olmuşlar
Balta girmiş ormanlara
Kim ortak bu katliama
Döndüm köyü yana yana
Neredesin kiraz ana
Ağıllar boş tandır sönmüş
Köyüme bir kasvet inmiş
Değirmenden su çekilmiş
Topraklar yalnız kalmışlar
Bostana kargalar inmiş
Korkuluklar hep sökülmüş
Fayton ahıra çekilmiş
Hatıralar terk edilmiş
Şekilsiz bu beton evler
Köyü tır gibi ezmişler
Apartmana giren köylüm
Gördüm canından bezmişler
|
| |
| Anonim | 03.12.2009 - 15:00 |
Vizesiz gidilebilecek ülkeler
Türkiye'ye vize uygulamayan ülkeler şöyle:
Antigua-Barbuda, Arjantin, Arnavutluk, Bahamalar, Barbados, Belize, Bolivya, Bosna-Hersek, Brezilya, Ekvador, El Salvador, Fas, Fiji, Filipinler, Guetemala, Güney Afrika Cumhuriyeti, Gürcistan, Haiti, Hırvatistan, Honduras, Hong Kong, İran, Jamaika, Japonya, Karadağ, Kazakistan, Kırgızistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kolombiya, Kore Cumhuriyeti (Güney Kore), Kosova, Kosta Rika, Libya, Makau Özel İdare Bölgesi, Makedonya, Maldivler, Malezya, Mauritus, Nikaragua, Palau Cumhuriyeti, Paraguay, St. Vincent-Grenadines, Singapur, Solomon Adaları, Sri Lanka, Suriye, Svaziland, Şili, Tayland, Trinidad-Tobago, Tunus, Tuvalu, Uruguay, Ürdün, Venezuela.
|
| |
| H.Kurt | 02.12.2009 - 15:00 |
Türkiye de Hesabınızda 1 lira dahi bırakmayın!
Hesap işletim ücreti ile vatandaşı mağdur eden bankalar, kullanılmayan bir kuruşluk hesap için dahi tüketiciye yüklü miktarda borç çıkarıyor.
İki yıl önce bankadaki hesabında 1 TL olan bir vatandaş herhangi bir işlem yapmasa dahi cebinden 150 liranın üzerinde para ödeyebiliyor.
Ağustos 2007'de hesabını kapatan bir çalışana 2,5 yıl sonra 168,8 lira fatura gönderildi. Bu yönde çok sayıda şikâyet aldıklarını belirten Tüketiciler Birliği Başkanı Nazım Kaya, "Yapılan bir suçtur. Kesinlikle çıkarılan faturayı ödemeyin." uyarısında bulundu.
İş değişikliği sebebiyle bankadaki hesabını kapatmak için başvuruda bulunduğunu aktaran F.A., başından geçenleri şu sözlerle özetliyor:
"45 lira borcum olduğunu söylediler. Ben de gidip yatırdım ve bana hesabımı kapattıklarını ilettiler. Aradan iki yıl beş ay geçti ve bana 168,8 TL borcum olduğunu aktardılar. Bankaya gittiğimde ise hesabımı kapatmamı istememe rağmen 1 TL borcum kaldığını öğrendim. Kalan miktarı iki yıldır bana söyleyemeyen banka borç miktarı artınca beni aradı. Oysa telefon numaram iki yıldır aynı."
TÜKETİCİLER BİRLİĞİ UYARIYOR
Son günlerde bu yönde çok sayıda şikâyet aldıklarını belirten Tüketiciler Birliği Başkanı Nazım Kaya ise vatandaşı hesabını kapatırken 1 kuruş dahi kalıp kalmadığına dikkat etmesi yönünde uyarıyor. Bankaların bu tutumunun yanlış olduğuna dikkat çeken Kaya, "Yapılan bir suçtur. Kesinlikle çıkarılan faturayı ödemeyin." uyarısında bulunuyor. Yıllık hesap işletim ücretinde bankalar farklı tarife uyguluyor. Ortalama rakam ise 40-50 TL civarında değişiyor. On yıla kadar çalıştırılmayan hesaplar Merkez Bankası'na devrediliyor. Eylül 2008'den itibaren reel sektöre kredi musluklarını kısan bankalar son dönemde rotayı bireysel kredilere çevirdi. Tüketiciler Birliği Başkanı Kaya'nın verdiği bilgilere göre bankalar kredi aidatından 1,2 milyar lira, hesap işletim ücretinden 1,5 milyar TL kâr elde etti.
Hesap işletim ücretinin üç, altı ay veya bir yıllık periyotlarda alındığını dile getiren Tüketiciler Birliği Başkanı Kaya, son iki yıldır bankaların bu kalemi yeni gelir kapısı olarak gördüğüne dikkat çekiyor. Bir kuruşluk hesap için iki yıl içerisinde 100 TL'ye kadar borç çıkarılabildiği uyarısında bulunuyor. Yapılanların vatandaşı zor durumda bıraktığını dile getiren Kaya, "Tüketiciye bilgi verilmeden sözleşmeye konulsa dahi para alınamaz. Bu parayı almak suçtur. Tüketici bu bedeli ödemek zorunda değil. Bankaya gidip itirazda bulunmalı." tavsiyesini yapıyor.
|
| |
| Mustafa BEKTAS | 14.10.2009 - 10:00 |
Kurban eti hakkında yapılacak işler nelerdir?
1- Eti tartıp, eşit olarak paylaşmak gerekir. Tartmadan bölüşüp helalleşmek caiz olmaz. Altı kişiden dördüne etle birlikte bir bacak, beşinciye etle birlikte derisi, altıncıya etle birlikte başı verilirse, tartmadan paylaşmak caiz olur. Yedinciye bir şey koymak gerekmez. Eğer ortak dört kişiyse birer ayak koymak da yeterlidir, beş kişiyse birine de baş veya deri konur.
2- Kurbanın etini eşit olarak tarttıktan sonra, paylaşmak için kur?a çekmek iyidir. Bir malı, ortaklar arasında taksim etmek için, kur?a çekmek caiz ve sünnettir.
3- Kurban eti tartılmadan paylaşılıp, biri diğerine, mendil, defter, kalem gibi bir şey verse, paylaşma sahih olur.
4- Taksim etmeden etin bir kısmını pişirip, ortakların müşterek yemeleri caizdir.
5- Yedi kişi, kurbanlık ineği birisine teslim edip, (Kesmeye, kestirmeye, etini dilediğin gibi sarf etmeye, seni umumi vekil ettik) deseler, umumi vekil olan bu kimse, bölüştürmeden eti dağıtabilir.
6- Mutfakları bir olan baba oğlun, karı kocanın ortak olarak kestikleri kurbanı, tartıp paylaşmaları gerekir.
7- Müslüman bir kimsenin kesip, gayrimüslimin yüzdüğü kurbanın etini yemek caizdir.
8- Kurbanın ve her hayvanın şu yedi yeri yenmez: Akan kanı, zekeri, husyeleri [koç yumurtası denilen yerleri], bezleri [guddeleri], safra kesesi, dişi hayvanın önü ve idrar kesesi [mesanesi].
9- Ölü mü, diri mi olduğu bilinmeyen hayvan, kesilince kan çıkar ve hareket ederse, eti yenir.
10- Kurban etini, kesen de yiyebilir. Fakir zengin herkese de verebilir. Etin üçte birini evine, üçte birini komşulara, gerisini fakirlere vermek müstehabdır.
11- Kurban etini, evinde 3 günden fazla bırakabilir. Kurban sahibi zengin değilse, çoluk çocuğunun et ihtiyacını karşılamak için hepsini evinde bırakabilir.
12- Hayvan kesildikten sonra eti telef olsa [mesela yansa, köpekler yese] vacib sakıt olur. Tekrar kesmek gerekmez. Kan akıtmakla vacib yerine gelmiştir.
13- Kurbanın hiçbir yeri satılmaz. Eğer bir kısmı satılırsa, satılan kadarının bedelini sadaka olarak vermek gerekir; fakat kurbanın etiyle yenecek bir şey alınıp yense, o miktarı sadaka etmek gerekmez.
14- Kurban derisi namaz kılan fakire verilir. Ne yapıldığı bilinmeyen yerlere vermemelidir. Evde de kullanılabilir. Parayla satılmaz. Derisi, eti satılırsa, parası fakirlere sadaka olarak verilir. Yahut devamlı kullanılacak bir şey karşılığı da satılabilir.
15- Ortaklardan birisi kurban kesmeden ölse, hissesi mirasçılarına verilir.
|
| |
| Mustafa Bektas | 09.11.2009 - : |
GDO `LU ÜRÜN NEDİR!!!
Biyoteknolojik yöntemlerle kendi türü dışındaki bir türden gen aktarılarak belirli özellikleri değiştirilen bitki hayvan ya da mikroorganizmalara transgenik ya da ?genetiği değiştirilmiş organizma denilmekte ve bu ürünler kısaca gdo olarak adlandırılmaktadır. Bu kapsamda, örneğin domuza ait gen domatese, bakteri veya virüse ait gen de bir bitkiye aktarılabilimektedir.
gdo lu ürünlerin üretilme amaçları konusunda rivayet muhtelif gdo teknolojisi, tüm dünyadaki açlık sorununa çözüm bulabilmek için üretilmiş: verim artacak, gıda bollaşacak, herkes doyacak!.. Şu kadarını biliyoruz ki, dünyada 800 milyonun üzerinde insan aç. ancak dünyada üretilen gıdalar, aslında tüm dünyayı doyurmak için yeterli. sorun, efektif talep yetersizliği. türkçesiyle, gıdaya ulaşmak için yeterli paraya sahip olamama. bu bağlamda açlık, üretim yetersizliğinden değil, üretilen gıdanın adil paylaşılmamasından ileri geliyor.
Bir başka amaç, hammaddeden işlenmiş maddeye kadar olan zincirde, çevreye daha az zararlı, besleyici değeri daha yüksek, raf ömrü daha uzun .. ürünler elde etmek. dünyada en çok, yabancı ot ilacına ve zararlılara dayanıklılık ile bunların her ikisine birden dayanıklılık geni aktarılıyor bitkilere. soruna salt teknik açıdan? bakıldığında, biyoteknolojiyi kullanan ve geliştirenlerin, özellikle son on yılda bu alandaki duyarlılıklarının birden bire arttığı sonucuna varılabilir...
gdo lu ürünler üzerine çalışmalar, abd kökenli şirketler tarafından başlatılmıştır. tarla denemelerine 1985 yılında alınan gdo?ların ticari anlamda ekimine 1996 yılında başlanmıştır.
bugün tüm dünyada türkiye yüzölçümüne yakın bir alanda transgenik ekim yapılmakta olup, ekim alanlarının % 99 u; abd, arjantin, kanada, çin ve brezilya?da bulunmaktadır.
gdo lu bitkiler açısından da büyük oranda bir toplanma söz konusudur. dünyada gdo lu olarak üretilen bitkilerin % 99?unu soya, mısır, kolza ve pamuk oluşturmaktadır. bunların yanında patates, domates, pirinç, buğday, balkabağı, ayçiçeği, yer fıstığı, bazı balık türleri, kasava ve papaya da gdo lu olarak üretiliyor. muz, ahududu, çilek, kiraz, ananas, biber, kavun? ve karpuzda halen çalışmalar devam ediyor.
Bu ürünlere kapınızı açtığınızda, terminatör tohum teknolojisi ile üreme yeteneği alınmış tohumları, her yıl para vererek yeniden satın almak zorunda kalıyorsunuz. yetmiyor, bu alanlarda kullanılmak için üretilmiş birkaç çeşit kimyasala da bağımlısınız artık. Yukarıda çizilen ana çerçeveden sonra, gdo lu ürünlerin türkiye üzerine olan etkileri konusuna değinelim;
bu ürünler, 1998 yılından bu yana, hiçbir denetime tabi olmadan, Türkiye ye rahatça girmektedir. örneğin, yalnızca 2003 yılında türkiye 1.8 milyon ton mısır, 800 bin ton soya ithal etmiştir. mısırın % 81 i, soyanın ise % 88 i abd ve arjantin den gelmiştir; neredeyse tamamı gdo ludur. türkiye nin gümrüklerinde, gdo lu ürün ayrımı yapabilecek laboratuvar altyapısı yoktur. ankara ve bursa da kurulu laboratuvarlar ile etkin bir denetimin yapılabilmesi olanaksız.
Gerek gdo lu hammaddeden türkiye de işlenen, gerekse yurtdışından ithal edilen işlenmiş ürünlerden önemli bir kısmı gdo içeriğine sahip. mısır ve soyadan üretilen yağ, un, nişasta, glikoz şurubu, sakkaroz, fruktoz içeren gıdalar; bisküvi, kraker, kaplamalı çerezler, pudingler, bitkisel yağlar, bebek mamaları, şekerlemeler, çikolata ve gofretler, hazır çorbalar, mısır ve soyayı yem olarak tüketen tavuk ve benzeri hayvansal gıdalar ile pamuk gdo lu olma riski taşıyan gıdaların başında geliyor.
sadece mısırdan üretilen ve çeşitli gıdalarda bileşen veya katkı maddesi olarak kullanılan yan ürün sayısı 700 ü, soyadan üretilen türevlerinin sayısı ise 900 ü buluyor. yani bu yan ürünleri içeriğinde kullanan her bir işlenmiş ürünün gdo lu olma riski bulunuyor.
en korkuncu, en son anlaşıldı: türkiye de 20?ye yakın ilin pazarlarında alınan domates ve patateslerin de gdo lu olduğu saptandı. bunların hemen tümü, Türkiye?ye kaçak yollarla giren gdo lu tohumların hiçbir denetime tabi tutulmadan tarlalarda seralarda ekilmesi sonucunda üretiliyor.
|
| |