| Prof.Dr. Cemal AĞIRMAN | 17.04.2011 - : |
| Metin Bey,
Önce selamlarımı iletir, esenlikler dilerim.
7. Geleneksel Bahar Şenlikleri proğramı boyunca ve beraber olduğumuz sürece göstermiş olduğunuz ilgi ve alakadan dolayı teşekkürlerimi arzediyorum.
Memnuniyetimi ifeade etmek için kelime bulamadığımı bilrtmek isterim. Ayrıca Hanım Efendiye ve tek tek aile bireylerinize de teşekkürlerimi arzediyorum. Güzel bir hizmet yürütüyorsunuz. Hizmetlerinizin devamını diliyorum.
Diğer arkadaşların e-mailleri bende yoktur. Ayrıca özellikle Necati Bahadır, Sabahattin Kurt, Osman Dinç, Necati Kurt, Zeki Ağırman ve adlarını sayamadığım bütün dernek üyeleri ve orada beraber olduğumuz, merhabalaştığımız bütün dostlara selam ve muhabbetlerimi sunuyor, tekrar tekrar teşekkür ediyorum.
Cemal AĞIRMAN |
| |
| Erdal Sahin | 28.02.2011 - : |
| Enerjı konusunda dışa bağımlılıktan bahseden bazı arkadaşlara bır hatırlatma yapmak ıstıyorum....doğrudur dısa bagımlı bır ulkeyız bu durumlara neden geldık acaba gıdıp göreniniz oldumu bilmem ama TURKIYE'nın en büyük yatırım projelerınden biri olan GAP projesı nekadar verimli kullanılıyor devletin korkunc derecede yatırım yaptıgı bır bolge olan GAP bolgesı (DOGU VE GUNEYDOGU ANADOLU BOLGESI) enerjı konusunda nekadar ulkeye destek verıyor tartısılır ..dısa bagımlılıgı onleye bılme adına bu bolgelerde yasayan ınsanların %80 nın kacak elektrık kullandıgını bılıyormusunuz onların vergılerının bızler tarafından odendıgını bılıyormusunuz dısa bagımlılıgı onleye bılme adına bu kacagın %30 nu engellersen dısa bagımlılıgıda ortadan kalkar...gel gelelım HES projelerıne ...evet katkısı mutlaka vardır ama nekadar dıye hıc sordunuzmu...korkunc derecede bır para akısının oldugu HES projelerınde tamamen devlet destegıyle alınan kredıler ıle yapılan calışmalardır ...bu projelerı neden devle tımız kendı adına yapmıyorda dıs kaynaklara havale edıyor...bellı degıl pekı HES lerın nekadar ulke ekonomısıne katkıları var ...%5 (bu tum Turkıye genelınde yapılacak olan heslerın toplam katkısıdır)pekı bır doga kac yılda meydana gelıyor bunu bılıyormuyuz...en az 100-150 yılda gunumuzde bır cam agacının kesılme cezası 6 yıldan baslıyor pekı bu katlıam gıbı calışmaların cezası ne oluyor ODULLENDIRME bu su akar turk bakar mantıgıyla degıl alternatıf enerjı calışmalarının arastırılıp yururluge konulması ıle olur...ornegın son donemlerde revasta olan ruzgar enerjısı ıle calısan enersı santrallerı ...bolge ıcın en ıdeal projelerın basında gelıyor..dogaya hıcbır zararı olmayan bu santrallere neden agırlı verılmıyor HES projelerının katkısından cok daha fazla katkısı var....lutfen ıyı dusunelım mantıklı hareket edelım HES projelerı bolgemız ıcın yarardan cok gerı donusu olmayan zararlardan ıbarettır...SAYGILARIMLA |
| |
| Sabahattin Kurt | 01.02.2011 - : |
Taskiran ve cevre köyleri sakinleri Hepinizi en icden saygi ve sevgi ile Alamanya Aachenden selamlarim
Bildiginiz üzere solakli vadisinde düsünülen Hidro eletrik santralleri hakkinda bende sizlerle paylasmak isdedigim sakincalarim var.Bölgemiz Önemli hayvan türlerini barindirmakdadir ( Bozayı, otgil ayi boynuzlu dağ keçisi, karaca, geyik, Dogan Sahin keklik, kurt yaban domuz u, alabalık türlerinin yanı sıra Aricilik ekonomik önemi olan türler, çok sayıda kelebek yaşaminı bu bölgede sürdürmektedir. Bütün bu özellikleriyle korumada öncelikli alandan biri olarak Gösderilmelidir Bölgeye bu özelliği kazandıran ise; binlerce bitki türüne ve yaban hayatına ev sahipliği yapan Solakli deresi ve solakliyi besleyen irili ufakli akrsularimiz gibi derin Vadilere de sahipdir Zengin biyolojik çeşitliliğe sahip bu vadiler ne yazık ki hidroelektrik santralleri tehdidi altındadır. Sadece Rize?de 62 adet HES projesi gündemdedir.
Girilmedik vadi, kullanılmadık dere bırakılmamaktadır. Akarsular dağlardan sahile kadar birbirini izleyen iletim hattı (tünel) -santral şeklinde kullanılmak istenmektedir. Dere yatakları susuz bırakılmaktadır. Ekosistemlerin temel unsuru olan su dere yataklarından uzaklaştırılmaktadır. İnşaat çalışmaları başlayan 4 HES Projesi, daha şimdiden yarattığı tahribatla bölgeyi nelerin beklediğini göstermektedir. Çevre Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliğinde yapılan değişiklikle 50 megawattan küçük santrallere ÇED Raporu alınması zorunluluğunu kaldıran kararı konumdaki mikro eko sistemler için tehdit oluşturmaktadır. İngiltere?den, Hollanda?dan, onlarca Avrupa ülkesinden daha fazla bitki türüne sahip bir bölgede son derece riskli enerji projeleri için ÇED Raporu bile istenmemesini anlamak mümkün değildir. Solakli ve bircok akar Dereleri ve içinde bulunduğu alan korunmadığı taktirde; - Bölgenin en önemli özelliği olan suyun miktarı ve akış hızı santrallerin yapılması ile kesilip, dere yatakları susuz kalabilir veya eko sistemin ihtiyacını karşılayamayacak kadar azalabilir. - Suyun yetersizliği eko sistemde diğer canlı türlerini de etkileyecek şekilde zincirleme zararlar oluşturabilir. - Yol yapımı ve inşaat faaliyetleri erozyonu ve heyelanları tetikleyebilir, çok sayıda ağacın kesilmesi gerekebilir. - Elektrik iletim hattı direkleri çevreye zarar verebilir, - Canlı ve cansız tüm varlıkları ile doğal birGüzellige sahip bölgenin yapısı bozulabilir, bölgenin hızla gelişen eko-turizm potansiyelini olumsuz yönde etkileyebilir. - Projeler vadi de sosyal yaşam ve kültürel yapıyı etkileyebilir. Kaval kemenceTulum, horon, geleneksel yaşam, coğrafyanın getirdiği zorluklar, bozulmamış doğa, ?dere kültürü??nün özgünlüğüdür. Kurutulmuş bir dereye nasıl türküler söyleneceği, altından su akmayan kemer köprülerin ne anlama geleceği sorgulanmalıdır.
?Dünya Biyoçeşitlilik Günü?nün kutlandığı bu günlerde; Çevre ve Orman Bakanlığı ile Enerji Bakanlığı?nı, Doğu Karadeniz Bölgesi için verilen HES izinlerini yeniden değerlendirmeye, HEMSERILERIMIN dikkatini çeken bu bölgenin yok edilmesine engel olmaya davet ediyor Soganli ve ve civar bölgelerinden. Kıyı çizgisinden başlayan dağlar kısa bir mesafede Kaçkar zirvesinde 3 bin 930 metreye kadar çıkar. Ayrıca bölgede 2 bin 500 metrenin üzerinde çok sayıda Yayla bulunmaktadır. Derin vadilerdeki çok sayıda akarsu ve mevsimsel dere şelaleler yaparak denize ulaşmaktadır.
Dağların, derin vadilerin yarattığı çok geniş çeşitlilik gösteren iklim şartları çok özel ve farklı Dogal güzellikleri oluşturmuştur. Doğal yaşlı ormanlar, ormangülü çalılıkları, alpin çayırlıklar, sarp kayalıklar ile göl Göletler ve akarsu kenarlarında sayısız ekosistemlere sahiptir.
Biz bunlari nasil terk edecegiz Allahinizi seversenin gecin bu sevdadan GRIYO NERO
|
| |
| 25.12.2010 - : |
Hıristiyan aleminin en önemli dini günlerinden biri olan Noel?in kaynağı nedir? Niçin ve nasıl kutlanır? Bu günü kutlamak için çok önceden hazırlıklar yapılıyor.
Hıristiyan aleminin en önemli dini günlerinden biri olan Noel?in kaynağı nedir? Niçin ve nasıl kutlanır? Bu günü kutlamak için çok önceden hazırlıklar yapılıyor. Kent meydanları, evler, yollar çam ağaçları ve ışıklarla süsleniyor. Her yerde birbirinden güzel Noel pazar yerleri kuruluyor. Kiliselerde Krippe adıyla figürlerle Hz. İsa?nın doğumunu canlandırılıyor. Figürlerle Meryem Ana, Yusuf ve yeni doğmuş İsa?yı, çevrelerinde Üç Kutsal Kral ve hayvanlarla birlikte gösteren bir tablo sergileniyor. Bu tablonun merkezinde Cebrail?in Meryem Ana?ya söylediği gibi daha sonra İsa ismini alacak olan yeni doğmuş bir çocuk görünüyor ve tüm gözler bu çocuğa odaklanıyor. Bu tabloyu izleyen biri, Noel hakkında hiç bilgi sahibi olmasa bile, doğumun yeni bir dönemin habercisi olduğu mesajını alıyor. Kutsal akşam olarak adlandırılan 24 Aralık akşamı aileler biraraya geliyor ve birbirine hediyeler sunuyor. Özellikle çocuklar, çam ağacı altındaki hediye paketlerini açmak için Noel akşamını iple çekiyor. Kutsal gece olarak adlandırılan 24 Aralığı 25 Aralığa bağlayan gece saat 12?te kiliselerde büyük katılımlarla dini ayinler düzenleniyor ve dualar ediliyor.
ÖYKÜSÜ
Noel, Hıristiyanlar tarafından Hz. İsa?nın doğum günü kabul ediliyor ve kutsal bir gün olarak dini bir hava içinde kutlanıyor. Hz. İsa?nın doğumuyla ilgili öykü İncil?de anlatılmıştır ve doğumundan 60 ile 70 yıl sonra yazılmıştır. Hz. İsa?nın İncil?de anlatılan doğum öyküsü, aynen Kuran?da da yer almaktadır. Buna göre Hz. Meryem, Yusuf ile nişanlıdır. Bakire Hz. Meryem Tanrı?nın bir mucizesi olarak, İsa?ya hamile kalır. Tanrı, Cebrail?i göndererek, hamile kalacağını Hz. Meryem?e daha önceden bildirir. Bu dönemde Meryem Ana?nın yaşadığı Filistin toprakları Roma İmparatorluğu?nun yönetimi altındadır. Roma imparatoru Augustus nüfus sayımı için herkesin memleketinde vergi listesine kaydolması için ferman yayınlar. Meryem Ana, marangoz nişanlısı Yusuf ile nüfus sayımı için memleketi Beytlehem?e gitmek üzere Nasıra (Nazaret) kentinden yola çıkar. Yola çıktığında karnı burnundadır. Beyhlehem?e geldiklerinde doğum sancısı tutar ve handa yer kalmadığı için İsa?yı ahırda dünyaya getirir. İsa?nın doğumu yeni bir dönemin başlangıcı olarak kabul edilir. Miladi takvim İsa?ya göre düzenlenmiştir. Milat İsa?nın doğumudur. İsa?nın doğumundan önceki döneme Milattan (M:Ö:) ya da İsa?dan Önce (İ.Ö.), doğumundan sonraki döneme ise Milattan (M.S.) ya da İsa?dan Sonra (İ.S.) denilir.
İNCİL'E GÖRE
İsa?nın doğumu İncil?de Luka?nın yazdığı bölümde şöyle anlatılır: ?Tanrı, melek Cebrail'i Celile'de bulunan Nasıra adlı kente, Davut'un soyundan Yusuf adındaki adama nişanlı olan bir kıza gönderdi. Kızın adı Meryem'di. Onun yanına giren melek, «Ey Tanrı'nın lütfuna erişen kız, selam! Rab seninledir» dedi.
Söylenenlere çok şaşıran Meryem, bu selamın ne anlama gelebileceğini düşünmeye başladı. Ama melek ona, «Korkma Meryem» dedi, «sen Tanrı'nın lütfuna eriştin. Bak, gebe kalıp bir oğul doğuracaksın, adını İsa koyacaksın. O büyük olacak, kendisine `en yüce Olan'ın Oğlu' denecek. Rab Tanrı O'na, atası Davut'un tahtını verecek. O da sonsuza dek Yakup'un soyu üzerinde egemenlik sürecek, ve egemenliğinin sonu gelmeyecektir.»
Meryem meleğe, «Bu nasıl olur? Ben erkeğe varmadım ki» dedi.
Melek ona şöyle cevap verdi: ?Kutsal Ruh senin üzerine gelecek, en yüce Olan'ın gücü senin üstüne gölge salacak. Bunun için doğacak olana kutsal, Tanrı Oğlu denecek. Bak, senin akrabalarından Elizabet de yaşlılığında bir oğula gebe kalmıştır. Kısır bilinen bu kadın şimdi altıncı ayındadır. Tanrı'nın yapamayacağı hiçbir şey yoktur.?
?Ben Rab'bin kuluyum? dedi Meryem, ?bana dediğin gibi olsun.? Bundan sonra melek onun yanından ayrıldı.
KUR'AN'A GÖRE
Kur?an da İncil?deki gibi İsa?nın biyolojik bir babası olmadan Tanrı?nın isteğiyle doğduğunu yazar ve şöyle der: ?Cebrail dedi ki; "Gerçekten ben, sana temiz bir oğlan vermek için sırf Rabbinin gönderdiği elçiyim." Meryem, Cebrail'e "Benim nasıl oğlum olabilir? Bana hiç erkek eli değmiş değildir, hiç gayri meşru ilişkim de olmadı" dedi. Cebrail dedi ki; "Allah, şöyle diyor: Bu iş benim için kolaydır. Bu olayı insanlara gücümüzü kanıtlayan bir mucize ve oğlunu da onlara rahmet kaynağı olarak sunmak istiyoruz. Bu olay kesinleşmiş bir hükümdür.''
KUTSAL GECE
Noel Bayramı, Hıristiyanlar tarafından ilk kez Hz. İsa?dan üç asır sonra, miladi 336 yılından itibaren kutlanmaya başlanmıştır. Noel İngilizce ?Mesih?in ayini anlamına gelen ?Christmas?, Almanca ?Kutsal Gece? anlamına gelen ?Weihnachten?, Fransızca haber anlamında Nowell olarak adlandırılıyor. Doğu kiliselerinde ise Yunanca ?İsa?nın doğumu? anlamına gelen ?Hristugennea? terimi kullanılıyor ve Doğu kiliselerinde Noel, Batı?dan 10 gün sonra, 5 Ocağı 6 Ocağa bağlayan gece kutlanıyor. Bunun sebebi ise İncil?de İsa?nın doğumuyla ilgili farklı tarihlerdir.
İslam dinine göre Hz. İsa Allah?ın önemli peygamberlerinden biridir. Hıristiyan inancına göre Hz. İsa Tanrı?nın oğludur, Mesih?tir. Baba ile insanlar arasında aracı ve kurtarıcıdır. Tanrı, oğlu İsa?yı insanlığı ezeli günahlarından kurtarmak ve onlara doğru yolu göstermek için et ve kandan oluşan bir insan olarak göndermiştir. İsa hem tanrısal hem de insani özelliklere sahiptir. Çarmıha gerilerek insan gibi acı çekmiş ve ölmüştür, ancak ölümünün 3. gününde dirilerek göğe yükselmiştir. Acı, ölüm ve diriliş olarak özetlenen bu öğreti Hıristiyanlık inancının özünü oluşturur. Buna göre ölümle her şey bitmiyor, ölümden sonra ebedi hayat başlıyor. İnsan, Hz. İsa gibi bu dünyada acı çekiyor, ölüyor, ama ölümden sonra ebedi hayat başlıyor.
IŞIK SEMBOLÜ
İsa, Hıristiyan inancına göre evrenin nurudur. Bu nedenle ışık sembolü Noel Bayramı?nda önemli bir yer tutar. Meydanlar, evler ışıklandırılır, mumlar yakılır. 24 Aralığı 25 Aralığa bağlayan gece, aynı zamanda yılın en uzun gecesidir. Karanlığın en uzun olduğu gündür. 25 Aralık?tan itibaren yine günler uzamaya başlar. Bu nedenle ışık önemli bir semboldür. 24, 25 Aralık güneş dönümüne rastladığı için Hıristiyanlıktan önce de geleneksel olarak kutlanıyordu. Noel, eski Yunanca ve Latince?de ?Yeni güneş, ?ilk gün? anlamına geliyor. Noel?in çam ağacı süslenerek kutlanması geleneği ise 1600?lü yılların başında Almanya?da görülür ve 19. yüzyılda Almanya?dan başka ülkelere yayılır.
EFES VE MERYEM ANA EVİ
Meryem Ana Filistin topraklarında yaşamış, İsa?yı dünyaya getirdikten sonra takibe uğramıştır. Bazı Hıristiyan din adamlarına göre Meryem Ana bu takip üzerine Aziz Yuhanna ile birlikte Türkiye?deki Efes antik kentine göç etmiş, ömrünün son günlerini burada geçirmiş ve burada ölmüştür. Bugün Meryem Ana Evi olarak tanınan Bülbüldağı üzerindeki küçük Bizans kilisesi Hıristiyanlar için bir hac yeridir. 2006 yılında Papa 16. Benedict, Meryem Ana Evi?ni ziyaret ederek, hacı olan üçüncü papa olmuştur. Burası Müslümanlarca da kutsal sayılır ve ziyaret edilir.
Bazı Hıristiyan din adamları, Meryem Ana?nın kayıp mezarının o dönemdeki adı Selefkos olan Silifke?de olduğuna, kuzeni Hagia Teqla ile birlikte gömüldüğüne rivayet ederler. Hagia Teqla kilisesi ve evi Papa 9. Benedict tarafından 1803 yılında hac mekanı ilan edilmiştir.
|
| |
| Osman Gün (Alıntıdır) | 21.12.2010 - : |
DİYET - ŞEKER & KOLESTROL & TRİGLİSERİT...
ŞEKER & KOLESTROL & TRİGLİSERİT...
Prof. Dr. Demirkol ile Cuma günü Topkapı Suriçi?nde Fatih Belediyesi´nin tesislerinde buluştuk. Sağlık gibi bir konuda uzun zamandır bu kadar bilgilendirici bir sohbet yapmamıştım, bir o kadar da keyifli...
***
Gelirken bir arkadaşıma rastladım, kilolarından şikayetçidir hep. Ona Canının istediğini ye ama çok hareket et? dedim. Yanlış mı yaptım acaba?
Sağlıklı kilo vermede spor asla yeterli olmaz. Bugün şişmanlık, kaloriye dayandırılıyor. Oysa kalori hesabı fiziksel bir özellik. Gıdaların kimyasal özellikleri de var. Siz sadece kaloriye baktığınız zaman o kimyasal özellikleri tümden yok sayıyorsunuz. Mesela bizim bugünkü konumuz da olan şeker kendi başına eklem kıkırdağını eriterek dizde kireçlenmeye yol açıyor ve o kadar yaygın ki bu hastalık! Diz protezi, kalça protezi yapılmasının başlıca nedeni şeker. Damarları tıkayan da sanılanın aksine kolesterol değil, şeker.
*Yani şeker sadece kalorisi ve şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor, doğrudan kimyasal yapısıyla da tehlikeli. Şeker yiyeyim oradan aldığım kaloriyi başka yerden kısarım? demek çok yanlış...
Kesinlikle.
*Peki ne kadar şeker kullanabiliriz?
Günde 8 kesme şeker hakkınız var. Başka hiçbir meyve ya da bal, reçel yememişseniz tabii.
* Ben sabahları bir tatlı kaşığı bal yiyorum...
O zaman 6ya iniyor şeker hakkınız. Bal ağırlıklı olarak fruktoz içerdiği için, yiyeceğiniz meyveyi de üçte bir oranında düşürmeniz gerekir.
* Peki hangisi daha zararlı? Tuz mu, şeker mi?
Kesinlikle şeker.
* Tuz için de Günde en fazla 6 gram alın
deniyor...
Tuz konusunda yeni çalışmalar var, bugüne kadar yapılan kısıtlamaların çok da doğru olmadığını gösteren... Mesela siz tuzu terle vücuttan atabiliyorsunuz ama şekeri atamıyorsunuz. Şeker direkt olarak size popo ve karın yağı olarak geri dönüyor. Oralarda depolanan yağın ise getirdiği bir sürü olumsuzluk var. Kalp hastalığı, damar sertliği gibi...
ÇOK MEYVE YİYEN MÜTHİŞ BİR ERKEK GÖRDÜNÜZ MÜ?
* İyi ama bazı dönemlerde tatlı yeme ihtiyacı artıyor insanın. O zaman ne yapacağız?
Vücudun şeker talebi yoktur. Ama biz sürekli şekerle beslendiğimiz zaman, vücudumuz zararlı olduğunu bildiği için şekeri metabolize edecek olan insülini hazır bekletir. Dolayısıyla sürekli fazla şeker ya da nişastayla beslenen kişinin açlık kan insülin düzeyi yükselir. Açlık kan insülin düzeyi yükseldiği zaman kan şekeri düşer. Kan şekeri düştüğü zaman, Eyvah kan şekeri düşüyor? sinyalini vücut size nasıl yansıtır? Mide özsuyunu salgılatarak, size açlık hissettirerek... O yüzden de siz aşerirsiniz. Reçel kavanozu nerede?? diye aranmaya başlarsınız. Halbuki 100 yaşını aşan insanların ortak özelliği nedir diye bakıldığında açlık insülin düzeylerinin düşük olduğu görüldü.
* Yani uzun yaşamanın temelinde şeker yememek yatıyor...
Evet. Açlık insülin düzeyini düşük tuttuğunuz oranda sağlıklı ve uzun yaşarsınız. 1700 yılından kalma İngiltereye ait istatistikler var elimizde. Kişi başına yıllık bildiğimiz şeker tüketimi ne kadar biliyor musunuz? 5 gram! Yani yaklaşık 1 kesme şekeri kadar. Kesme şekeri 4 gram gerçi ama... Demek ki, şeker bir ihtiyaç değil. Tam tersi, sonradan tamamen alışkanlık olarak soframıza girmiş. 1801 yılında şeker pancarından da şeker üretilmeye başlanmış ve Almanyada ilk pancardan şeker üreten fabrika kurulmuş. Sonra bütün Avrupa?da ard arda şeker fabrikaları açılmış. 1815 yılına gelindiğinde İngiltere?de kişi başına şeker tüketimi, 115 yıllık süre içinde tam bin 200 kat artmış ve 6 kiloya çıkmış. Bugün Orta Avrupada yıllık kişi başına şeker tüketimi bir kişinin kendi beden ağırlığından fazla; tam 70 kilo! Ve 1815?ten günümüze kadar şeker tüketim artış eğrisiyle, kanser, kalp hastalığı, inme, diyabet ve obezite gibi kronik hastalıklarda artış eğrisi bire bir örtüşüyor.
*Merak ettim, siz şeker kullanıyor musunuz?
Hiç. 38 senedir ne çayıma ne kahveme şeker koyuyorum. Onun dışında tatlı hiç yemiyorum.
*Ama hep denir ki şeker, yani glikoz beyin hücrelerini çalıştırır...
Doğru, çok iyi hatırlattınız. Eritrositin, omurilik ve beyin hücrelerinin enerji kaynağı glikozdur. Ama şeker yiyerek daha akıllı olmuş bir insan gördünüz mü siz? Çünkü vücut gereksinim duyduğu o glikozu yağdan da, proteinden de kendisi üretmeyi becerebiliyor. Mesela spermin enerji kaynağı fruktozdur. Peki siz hiç çok meyve yiyen müthiş bir erkek gördünüz mü? Göremezsiniz, çünkü testis hücresi spermin ihtiyaç duyduğu fruktozu kendisi üretir. Fruktoz çok dikkatli alınmalıdır. Çünkü, şeker pancarından veya şeker kamışından elde ettiğimiz şeker, yani bilimsel adıyla ?sakaroz? (bir yapay tatlandırıcı olan sakarinle karıştırılmamalı) iki ayrı molekülden oluşan bir birleşik moleküldür. Sakarozu biz yer yemez vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır. Glikoz kan şekerimizin de adıdır. Hemen kana karışır ve kan şekerini yükseltir. Vücudumuz şekerin zararlı olduğunu bildiği için korkudan hemen insülin salgılar.
* Nasıl?
Eğer çok fazla miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin salgılanır. İnsülin o şekeri hemen alır vücudun bir enerji açığı varsa kısmen enerjiye dönüştürür. Ama insan vücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye. Çok az enerjiyle çok işler yapabilir. Mutlaka yediğiniz şekerde bir fazlalık olacaktır. Bu fazla şeker, insülin aracılığıyla ya kas ve karaciğerdeki şeker depolarına götürülecek, ki vücudumuzun şeker deposu 120 gram kadardır ve orası da sürekli doludur, hiç boş kalmıyoruz çünkü, ya da insülin bu şekeri alacak ve yağa dönüştürecektir. Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker vücudun değişik bölgelerinde yağlanmalara sebep olacaktır. Ama insülin salgılanırken bir de leptin denilen tokluk hormonu salgılanır. Dolayısıyla belli bir miktar glikoz yedikten sonra vücut Pes diyor, ?Artık yeme! Doyuruyor sizi. Yani hiç olmazsa şekerin glikoz bölümü bir derecede tokluk yarattığı için daha fazla şeker yemenizin de önüne geçmiş oluyor. Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz ise; insülin salgılatmadığı için tokluk hissi de yaratmaz. Dolayısıyla sınırsızca yiyebiliriz. İşte bu çok tehlikeli. Fruktozun günde 15 gram kadarı vücudumuzda değişik kimyasal süreçlerde kullanılabiliyor. Eğer bundan fazla fruktoz alınırsa karaciğerde trigliserite dönüşür. Trigliserit kan yağıdır. Hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun yağlanmasına yol açar. Amerikada son 30-35 yıldır ortaya çıkan obezite salgını, meşrubatların, bisküvilerin, dondurmanın ya da diğer tatlıların mısır şurubuyla, yani fruktoz ağırlıklı üretilmiş olmasına bağlanıyor. Çok şükür biz de Amerikanlaştık! Çünkü bizde de mısırdan tatlandırıcı üreten 5 fabrika var. Baklava şerbeti bile artık mısır şurubundan üretiliyor... Böylece eskiden baklavayla şişmanlamamızdan daha fazla şişmanlamamız sağlanmış oldu.
* Ama meyvedeki fruktoz doğal
Doğal sözcüğüne bayılıyorum. Akrep zehiri de doğal, bir porsiyon ister misiniz??İster dondurmadan ister elmadan alın, fruktoz fruktozdur. 15 gramdan fazlası alındığında yağa dönüşür, kolesterolü oksitleyerek damar sertliğine yol açar. Ama yine de meyvenin meyve suyuna üstünlüğü var. Meyve suyunda hiç posa bulunmadığından, fruktoz tümüyle emilirken, meyvedeki posa fruktozun hiç değilse bir bölümünün emilmesini engellemektedir. Ama posa da meyveyi tümüyle masumlaştırmamaktadır. Yani siz fazla meyve yiyerek kendinize iyilik ettiğinizi düşünüyorsunuz. Ama bir avuç trigliserit elde ediyorsunuz.
SİZİ KADIN, BENİ ERKEK YAPAN KOLESTEROLDÜR
* Bu trigliseritin önemi ne peki?
Kolesterol masum bir maddedir. Ve bütün hormonlarımızın hammaddesidir. Sizi kadın, beni erkek yapan kolesteroldür. Kolesterol olmazsa hormonlarımız olmaz. Nitekim sıfır beden mankenlerimizin kolesterol almadıkları için hormonları çok azalır ve adetten kesilirler. Ve maalesef tamamen sağlıklarını kaybederler. Anne sütü o yüzden kolesterolden zengindir. Doğa kendi kendine zarar vermez. Çocuğun kolesterole ihtiyacı var ki, anne sütünde de kolesterol var. Ama eğer siz kolesterolün oksitlenmesine yol açarsanız o zaman damar sertliği olur. Dolayısıyla kolesterolün kendisi zararlı değil, oksitlenmiş kolesterol zararlı. Kolesterolü oksitleyen dört madde var. Bunlardan biri de fruktoz. Dediğim gibi sihirli sınır da 15 gram fruktoz. Diyelim ki biz bir restorana gittik ve Sayın Başbakan?ın önerdiği gibi bonfilenin yanında bir bardak şarap içmedik, sağlıklı olalım dedik, o yüzden bir bardak taze sıkılmış portakal suyu içtik. Bir bardak portakal suyunda yaklaşık olarak 60 gram şeker, 30 gram fruktoz vardır. Bu miktar ise 15 gram sınırını aşıyor. Dolayısıyla yemekte bonfileden aldığımız kolesterol meyve suyundan veya meyveden aldığımız fruktozun fazlasının karaciğerde trigliserite dönüşmesi sonucu oksitlenerek damar sertliğine yol açıyor. Yani ne olur şarapta kalalım! Çünkü şarap antioksidandır. Özellikle kırmızı şarap. Beyaz şarap beyaz üzümden, kırmızı şarap kırmızı üzümden yapılır diye bir ayrım yoktur. Kırmızı şarabın önemi, üzümün kabuklarıyla birlikte ezilip mayalanmasından gelir. O yüzden beyaz şaraptan daha değerlidir. Çünkü üzümün kabuğunda antioksidan bir sürü madde vardır ve bu antioksidanlar da damar sertliğine ve kansere karşı koruyucudur.
YEMENİZ GEREKEN EN SON ŞEY BEYAZ PEYNİRLE KARPUZ
* Çoğu beslenme uzmanı meyve ve sebze serbest diyor...
Bir kere meyve ve sebze aynı satıra yazılmayı hak etmiyor. Meyveden almak istediğimiz tüm antioksidanlar, vitaminler ve mineraller sebzede de var. Halbuki meyvede, sebzeden farklı olarak oksitleyici şeker mevcut. Burada Taş Devri Diyeti önerenlere bir hatırlatmamız olmalı. O dönemki meyvelerin şeker içeriği bugünkü meyvelerden üç kat daha azdı. Kültür bahçeciliği ile biz meyveleri giderek şekerlendirdik. Yani 10 bin sene önce elmanın şeker içeriği bugünkü domatesin şeker içeriği kadardı. Biz aslında meyveleri sağlığımıza zarar verecek hale getirdik. O yüzden Taş Devri Diyeti?nde ?İstediğiniz kadar meyve yiyin? deniyor. Ama hayır. Meyve sakıncalı. İçindeki fruktoz oranı yüzünden sakıncalı. Şimdi gelelim yine Başbakan?a... Başbakan, alkol içeceğinize meyve yiyin diye bilime son derece aykırı bir ifade kullandı.
* Vallahi ben yıllardır Başbakanın söylediği gibi yapıyorum. Hiç içki içmiyorum ve çok meyve yiyorum. Özellikle de üzüm...
Ve kendinize zarar veriyorsunuz. Çünkü bütün meyveler hem glikoz hem fruktoz hem de o ikisinin birlikteliğinden oluşan sakaroz içerir. Unutmayın, bugün Amerika?da alkole bağlı sirozdan daha çok, karaciğer yağlanmasına dayalı sirozdan karaciğer nakli gereksinimi duyuluyor.
* Öyleyse ne kadar meyve yiyebiliriz?
Meyveleri, az, çok ve orta şekerli diye, tabii ki geçişler var ama kabaca üçe bölmemiz mümkün. İlkbahar meyveleri, kiraz, vişne, erik, kayısı bir dereceye kadar az şekerli meyveler arasına giriyor ve başka hiçbir şeker tüketmediyseniz, yani hiç pasta kek yemediyseniz, çayınıza, kahvenize şeker katmadıysanız, günde 400 gram bu meyvelerden yiyebilirsiniz. Elma, armut, şeftali, portakal mandalina orta şekerli meyveler sınıfına giriyor. Bunlardan da 300 gram yiyebilirsiniz. Ama yine çayınıza, kahvenize hiç şeker koymamış , sabah kahvaltıda bal ve reçel yememiş olmak koşuluyla. Eğer yediyseniz onları da bu miktardan düşmek gerekir. İncir, muz ve üzüm gibi çok şekerli meyvelerden ise günde en fazla 200 gram yiyebilirsiniz. Yani yaklaşık olarak 3-4 incir, bir muz gibi...
* Peki ya karpuz ve kavun?
Karpuz az şekerli meyve sınıfına giriyor. Kavun da az şekerli ile orta şekerli arasında... Ama ben biliyorum ki mesela Yazın ne yemeli? diye bir diyetisyene sorduğunuz zaman, ?Hafif yemeli. Mesela beyaz peynir ve karpuzla öğlen yemeğini geçiştirmeli? der. Tebrik ederim, yapmanız gereken en son şey bu. Çünkü beyaz peynirden aldığınız kolesterolü karpuzdan aldığınız fruktozla oksitleyerek damar sertliğine yol açmış oluyorsunuz. Ama buna karşın yağsız bir kuzu şiş yeseniz, yanında da bir bardak şarap içseniz hiçbir damar sertliği olmaz... Bu arada, sorunuza gelecek olursam, karpuz bir dilim yenir, ama bir dilim karpuz yiyen insan görmedim şimdiye kadar. Halbuki en fazla 400 gram, yani bir dilim yenmelidir. Fazlası sağlığa zararlıdır.
* Yani içki meyveden daha mı ehven-i şer?
Alkol sınırını Dünya Sağlık Örgütü belirledi. Alkol karaciğer için bir toksik maddedir. Bu kesin. Bu toksik madde karaciğerde detoksifiye ediliyor, yani zararlı etkisi ortadan kaldırılıyor. Ama karaciğerin de bir sınırı var. Erkekte bu sınır, günde 20 gram alkoldür. Kadında ise yarısıdır; 10 gram.
* Peki neye tekabül ediyor 20 gram alkol?
Bir duble rakıya tekabül ediyor günde. Veya 300 ml. biraya (bir şişe), veya 100 ml. şaraba (küçük bir kadeh). Bu arada kadınlara bu oranların yarısını, mesela yarım kadeh şarap öneriyoruz. Özellikle şarap az içildiği takdirde hem damar genişletici etkisinden dolayı dolaşımı rahatlatır, hem de antioksidan içeriği açısından kansere, kalp hastalığına ve damar sertliğine karşı koruyucu etki gösterir. Bir küçük kadeh şarap içmek, her gün de içilse sağlığa katkı sağlar, zarar vermez. Ha, dini açıdan buna yaklaşırsanız, ben din bilimcisi değilim. Ama sarhoş olmanın yasak olduğunu biliyorum. Eğer din alkolü kesin bir şekilde yasaklıyor olsaydı, yediğimiz her meyvede çok az miktarda alkol var, meyveyi de yasaklardı.
* Ama bilim de alkole bir sınır, dolayısıyla bir yasak getiriyor...
Elbette.
* Peki neden kadın-erkek ayrımı var?
Kadının metabolizması farklı. Bunun yüzde 100 şu nedenle olduğu söylenemiyor. Ama kadınlarda daha düşük orandaki alkolün karaciğerde hasara sebebiyet verdiği saptanmış durumda. O yüzden Dünya Sağlık Örgütü, üst sınır olarak erkeğe günde 20 gram alkol önerirken, kadına 10 gram alkol öneriyor. Yani yarısı kadar...
* Peki haftanın üç günü birer kadeh içilse?
Bu soru çok sık soruluyor bana. ?Ben 6 gün içmeyeyim ama 7?nci gün dört duble içeyim? diye... Hayır. Önerilen dozun her aşıldığı durum ciddi bir darbe vuruyor karaciğere. O yüzden her gün için ama bu sınırı dikkate alın.
HER GÜN YARIM KADEH KIRMIZI ŞARAP FAYDALI
*Ben hiç içmiyorum...
Bence her gün yarım kadeh kırmızı şarap sağlığınıza olumlu etki sağlar. Rahatlatır, sonra antioksidan kaynağı olarak çok önemlidir. Alkolün sınırlarını bilip o sınırlara özen gösterirseniz, şaraptan veya rakıdan korkmanız gerekmiyor. Ama sınırınızı bileceksiniz.
* Peki içkinin fazlası ne yapıyor vücuda?
Bir kere kalorisi yüksek olduğu için kilo fazlalığı yapar. Yani bütün o şişmanlığın getirdiği olumsuzlukları yanında taşır ama her şeyden önce karaciğeri zehirler ve karaciğer yetersizliğine neden olur. Tıpta, matematik gibi eşittir işareti hiç yoktur. Yani ?Sen şunu yaparsan şu olursun!? Siz doğada bir ağacın üzerinde tıpkı iki yaprak gördünüz mü? Hep bir biyolojik değişim vardır. Ama çok ender olarak eşittir işareti vardır tıpta da. O da alkolü fazla tüketirsen karaciğer yetersizliği gelişir. İki artı iki eşittir
dört gibi... .
http://www.kenandemirkol.net/index.html
|
| |
| Ali Rıza ALTINSOY | 22.11.2010 - : |
HANGİ SEBZE HANGİ DERTLERE ŞİFA OLUYOR
Birçok sebze düne kadar ağza sürülmezken artık mutfakların vazgeçilmezi. Tereye, bamyaya, kerevize sabıkalı sebzeler muamelesi yapıyorduk; ta ki ekranlardaki doktorlara kulak verinceye kadar... Herkes bilir ki ete düşkün bir milletiz. Sebze tüketmiyor değiliz, ancak bazı sebzeler var ki onlarla yeni tanışır olduk. Vakti zamanında mutfağımıza girmeyen bu sebzeler, artık sofralarımızın baş konuğu. Tereyi, rokayı, kuşkonmazı, ebegümecini doktorlar sayesinde sevdik dersek yanılmış olmayız. Doktorlar ekranlara çıkıp 'Brokoli kansere, enginar kalbe, ebegümeci mideye iyi geliyor' diye anlattıkça sebze yemeyenlerin de iştahı kabardı. Rokasız, kuzukulaksız, teresiz salata yapmaz olduk.
Bursa Bahar Hastanesi Beslenme Uzmanı Şule Çınar'a göre doktorlar sebzenin faydasını anlattıkça yeşillikler mutfaklarda daha fazla yer edindi. 8-12 yaş grubunun sebzeyi hiç sevmediğini, sınavlarla boğuşan gençlerin fast-food tükettiğini belirten Çınar, eski insanların doğal beslendiğini hatırlatıyor ve uzun yaşamanın sırrının sebzelerde saklı olduğunu söylüyor. Çınar, düzenli sebze tüketen insanların kolay kolay hastalanmayacağını anlatıyor. Zira ilaçlar da sebze ve meyvelerin işlenmiş hali.
Hacettepe Üniversitesi Hastanesi Beslenme Uzmanı Nuray Kuyrukçu, hangi sebzenin neye iyi geldiği konusunda bir yönlendirmede bulunmadığını aktarıyor. Hatta doktorların bunu yapmasını doğru bulmuyor. Karışık beslenmeyi tavsiye ediyor, çünkü herkesin bünyesi farklı. Kuyrukçu'ya göre kişi hangi sebzeyi seviyorsa onu yemeli ve pazarda hangisi ucuzsa onu tercih etmeli. Mevsimi olan sebze meyve zaten bol, fiyatı da uygun. Dolayısıyla onları tercih etmekte fayda var. ***
Hangi sebze neye iyi geliyor?
Brokoli: Kansere karşı kalkan. Kemik erimesine de birebir. Ayrıca vücudun mineral ve demir ihtiyacını karşılıyor. Brüksel lahanası: Yüksek tansiyonu düşürür. Akciğer, mide, kalınbağırsak kanserlerine karşı koruyucudur. Kansızlığa iyi gelir. Kereviz: Güçlü bir idrar söktürücü. Böbrek üstü bezlerini çalıştırıyor. Sivilcelerin geçmesini sağlıyor. Karaciğerin şişliğini gideriyor, yorgunluğa ve sinire iyi geliyor. Enginar: Kalbin ve karaciğerin dostu. Vücuda dinçlik veriyor, kalp adalelerini güçlendiriyor, mide ve bağırsakları dezenfekte ederek ishali durduruyor. Beyin yorgunluğunu geçiriyor. Kuzukulağı: Safra ve idrar söktürücü. Bitkinliği giderici. Romatizma, böbrek ve gut hastalığı olanların yememesi gerekiyor. Pazı: Vücuda kuvvet verir. İdrar söktürür, kabızlığı giderir ve idrar yollarında yanma şikâyetlerini azaltır. Kuşkonmaz: Böbreği toksinlerden arındırıyor ve besinlerin hazmedilmesini kolaylaştırıyor. Kalp hastalıklarına iyi geliyor. Bamya: Halsizliğe iyi geliyor, kabızlığı gideriyor, idrarı söküyor. Pırasa: Mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve damar sertliğine iyi geliyor. Madımak: Basura, doğum sonrası kanamalara faydalı. Kan şekerini düşürür. İdrar artırıcı ve söktürücüdür. Ebegümeci: Gastrit ve ülsere birebir. Balgam söktürür, öksürüğü keser. Mide ve bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar. Karnabahar: Göğüs kanserine karşı koruyucu. Dalak hastalıklarına iyi gelir, zihin yorgunluğunu giderir, idrar söktürür. Semizotu: Kanı temizliyor, idrar söktürüyor. Böbrekteki kumu döküyor. Şeker hastalarının susuzluğunu azaltıyor. Roka: Karaciğer dostu olarak nam salan roka; hazmı kolaylaştırıyor, iştahı açıyor, böbrekleri çalıştırıyor ve idrar söktürüyor. Tere: Gribe iyi geliyor. Kansere karşı koruyor. Bağırsaklardaki solucanları döküyor. Kanı tazeliyor, hazımsızlığı gideriyor. Sebze bizde zaten sevilir Tijen İnaltong (Mutfak Kültürü Araştırmacısı): Son yıllarda doktorlar medya aracılığıyla sebzelerin, otların faydalarını anlatıyor. Şüphesiz bu, Türk insanının sebzeye yönelmesinde etkili olmuştur. Ancak sebze bizde zaten sevilir. Anadolu'da bostanı olmayan, biber-patlıcan kurutmayan, salça-turşu yapmayan insan yoktur. Hangi yemek kitabını açarsanız açın sebzelerle yapılan çeşitlerin ağırlıkta olduğunu görürsünüz. Türk mutfağı belki de 'zeytinyağlılar' başlığı altında bir sınıf içeren tek mutfak. Etli veya etsiz sebze yemekleri, sebzelerle yapılan çorbalar, börekler, salatalar her zaman sevilerek yenmiştir.
Haber/Ali Rıza ALTINSOY/TRABZON |
| |
| Yenilik ve Adalet Birliği Partisi (BIG Partei) | 04.05.2010 - : |
BIG Partisi (Yenilik ve Adalet Birliği Partisi) birçok ülke ve özellikle Türkiye kökenli insanların kurmuş olduğu siyasi bir partidir.
BIG Partisi?nin kuruluş amacı, yaşamış olduğumuz bu çok kültürlü toplumda, değişimlere hakkıyla cevap veren, yenilikçi ve adil siyasi çözümler sunmaktır.
Mevcut diğer partiler değişen toplumumuza, birçok konuda siyasi tutumları, bakış açıları ve ayrımcı yaklaşımları itibariyle hitap edememektedirler. Başta eğitim politikası olmak üzere, aile, yabancılar, istihdam ve ekonomi politikalarındaki ayrımcılı k, yapmış oldukları yanlış siyasetin kanıtıdır.
Gün geçtikçe artan haksızlığa, ayrımcılığa ve ırkçılığa dur demek zorundayız. Yıllardır burada yaşayan, emek sarfeden insanların etnik köken ve din farkı ön plana çıkarılarak, toplumda nedensiz korkular oluşturulmakta ve siyasi malzeme yapılmaktadır. Irkçı kampanyalarla müslümanların onurları rencide edilmektedir.
Almanya?nın özel geçmişi bize, farklı düşünenlere, farklı inanan lara ve farklı bir görünüme sahip olanlara karşı so rumluluk üstlenmeyi gerektirmektedir. Bundan dolayı her türlü ayrımcılık, hor görme ve ırkçılık içeren bir tutuma veya kampanyalara tahammül edilemez.
Bizim uyum anlayışımız, asimile olmadan, herkesin kendi kültürel ve manevi benliğini koruyarak, toplumsal paylaşıma katkıda bulunmasıdır. Kültürel farklılıklar bu toplum için bir zenginliktir! Partimizin ana hedefi, bu ülkede yaşayan herkesin eşit haklara sahip olmasını, eşit muamele ve saygınlık görmesini sağlamaktır.
Mevcut diğer partiler Türk adaylar göstererek oylarımızı bölmeye çalışyorlar. Artık değişimin zamanı geldi. Gelin birlik olalım, el ele verelim, geleceğimiz için ve artık siyasi alanda da söz sahibi olmak için 9 Mayıs?ta mutlaka kendi partimiz BIG?i seçelim.
BIG Partisinin Hedefleri
Eğitim
? Eğitimde fırsat eşitliği
? Eğitime ayırılan bütçenin artırılması
? Anadil eğitiminin yaygınlaştırılması
? Çocuklara dil eğitimi teşviği
? Çocukların kültürel kimliklerinin dikkate alınması
? Gençlere daha fazla meslek eğitimi imkanları
Aile
? Düşük gelirli ailelere devlet desteği
? Çocuklara daha kaliteli ve yeterli ana okulları
? Çocukların daha iyi korunmasına yönelik önlemler
? Yaşlıların kültürel yapısına uygun bakım
? Aile içi şiddete karşı önlemler
Ekonomi
? İşsizliğe karşı mücadele
? Aynı işe eşit maaş
? Faiz endeksli ekonomiye alternatifler geliştirilmesi
? Küçük ölçekli işletmelere uygun teşvikler
Uyum ve Siyasi Katılım
? Çifte vatandaşlık
? Alman vatandaşlığına geçişte kolaylık
? Aile birleşiminde kolaylık
? Yerel seçim hakkı
? Sosyal ve siyasi katılıma teşvik
? Ayrımcılığa ve ırkçılığa karşı önlemler
? Çift kültürlü insanların potansiyellerini değerlendirmek
? Diyalogla toplumsal barış ve huzuru sağlamak
? Kamusal kurumlarda göçmen kökenlilerin daha fazla yer alması
Amacımız burada yaşayan insanlarımızı seçimlere katılmaya teşvik etmek ve siyasi bilinçlenmesini sağlamak. Burada sayıları 4,5 milyon olan Müslümanlara ve özellikle de Türkiye kökenli insanlara yapılan ayrımcılığa ?DUR? demek istiyoruz. Artık siyaset alanında da söz sahibi olma zamanı geldi. Almanya'nın en büyük eyalati olan Kuzeyrenvestfalya'da yaklaşık 18 milyon insan yaşıyor, yani toplam Alman nüfusunun dörtte biri. Bunların yaklaşık 1,5 milyonu Müslüman, bunun da 1 milyonu Türkiye kökenli insanlar. 18 yaşından büyük olup da, Alman vatandaşı olan Müslümanların şu anki oy potansiyeli % 6,5 civarında. Bu ciddi bir rakam. Bu rakam kendini 20 senede katlayacak. Biz Müslümanların oylarının bölünmemesi için şimdiden geleceğe yatırım yapıyoruz. Hedef: 5-10 sene içinde 8 eyalette eyalet meclislerine girmek ve aynı zamanda da federal meclise girmek.
Bu konuda bizim gerçekten desteğe ihtiyacımız var. O yüzden burada insanların seçime teşvik edilmesi, birlik ve beraberliğin bize çok şey kazandıracağının söylenmesi, insanlarımızı muhakkak olumlu yönde etkileyecektir.
Saygılarımızla,
Yenilik ve Adalet Birliği Partisi (BIG Partei) |
| |
| 27.04.2010 - : |
Presseerklärung zur Darstellung des historischen Türkei-Armenien Konfliktes in den deutschen Medien
In den letzten Wochen wurde die Türkei in den deutschen Medien wiederum des Völkermörders an den Armeniern beschuldigt. Angesichts der enormen innen- und aussenpolitischen Folgen dieses Urteils über die Türkei, stellt sich die Frage, ob die deutsche Öffentlichkeit, insbesondere die Medien, ihrer Verantwortung gerecht werden, wenn sie auf Grundlage einseitig ausgewählter Quellen und bewusst unsicherer Tatsachengrundlage historischer Ereignisse emotional von aussen bewerten.
Diese Form unwissenschaftlicher Parteinahme, verbunden mit den hieraus folgenden Verbalinjurien stört nicht nur den von allen Seiten eingforderten Integrationsprozess türkischstämmiger Menschen in die BRD. Nach dem im Ergebnis erfreulichen Besuch der Kanzlerin Merkel in der Türkei sollten die deutschen Medien das gute Verhältnis nicht dadurch belasten, dass sie Entscheidungen zu dieser Frage unter Ausblendung historischer Fakten treffen.
Der Prozess der Aufarbeitung hat in der Türkei gerade begonnen. Ein unparteiisches und vor allem wissenschaftlich qualifiziertes Gremium wird sich der Frage stellen, wie die historischen Geschehnisse zu bewerten sind.
Wir weisen darauf hin, dass die deutsche Medienöffentlichkeit ihrer Verantwortung ausschließlich dadurch gerecht werden kann, dass sie den Ergebnisfindungsprozess diesem internaionalen Gremium überlässt.
Wir plädieren dafür die Resultate abzuwarten, anstatt vorschnell Urteile zu fällen, die schon einer oberflächlichen Prüfung nicht standhalten.
UETD Hauptsitz
Der Vorstand
Über die UETD:
Die UETD ist eine gemeinnützige und überparteiliche Organisation aller in Europa lebenden türkischen und türkisch-stämmigen Bürgerinnen und Bürger. Sie sieht sich als Interessenvertretung der rund sieben Millionen EU-Bürgerinnen und ?Bürger türkischen Ursprungs, von denen alleine mehr als drei Millionen in Deutschland leben. Vor dem Hintergrund der noch immer bestehenden Diskriminierungspraxis tritt die UETD für mehr Toleranz und Chancengleichheit aller hier lebenden Türken ein. Neben einem besseren Zugang zu Bildungsangeboten in Deutschland und Europa steht die Organisation vor allem für eine bessere Integration der türkischen Mitbürger.
Kontakt:
Hasan Özdoğan
Präsident UETD
Mail: hasan.ozdogan@uetd.org
|
| |